Trump’ın sözlerini ciddiye almalı mı, almamalı mı?

Savaşan bir ülkenin devlet başkanının kendisini telefonla arayan bir gazeteciye ülkesinin savaş stratejisini anlatmasını bekleyenlerden değilim.

Ama tabii savaşan ülkenin devlet başkanının her gün birden fazla kez savaş stratejisi veya savaşın gidiş biçimiyle ilgili konuşmasına, onun da ötesine geçip sosyal medya üzerinden savaşa yön vermesine de alışık değilim.

Başkan Trump savaşın ilk gününden beri konuşuyor da konuşuyor. Bu konuşmaları takip edince insan şunu görüyor: Başkan Trump sürekli birbirinden farklı, zaman zaman birbiriyle çelişen şeyler söylüyor savaş hakkında.

Başlangıçta savaşın amacını ve hedefini İran’da “rejim değişikliği” olarak ilan etmişti. İran halkını ayaklanmaya çağırmıştı. Bu gerçekleşmedi. Artık Trump bu konuya pek girmiyor.

İran’ın “kayıtsız şartsız teslim olmasını” istedi. Son günlerde bundan da söz etmiyor.

“İran bana hediye gönderdi” dedi. Sonra anlaşıldı ki hediye Trump’a veya Amerika’ya değil, Pakistan’a yollanmış. Bu ülkeye petrol ve diğer malzemeler taşıyan 10 geminin Hürmüz’den geçmesine izin verdi İran.

Esasen İran, mesela Çin’e petrol taşıyan tankerlere de izin verdi. Böyle 77 gemi geçti. Trump onları “hediye” diye görmedi ama Pakistan’a giden gemileri gördü.

Şimdi 20 geminin daha geçmesine izin verildiğini, bunun da kendisine yapılmış bir jest olduğunu iddia ediyor. Oysa dediğim gibi mesela Bangladeş İran’a döndü “Zor durumdayız” dedi, bu ülkeye gübre taşıyan bir gemiye izin verdi İran.

Kendi şartlarını kabul eden gemilere karmaşık bir mekanizmayla izin veriyor İran. Bu şartların başında ABD ve İsrail’le birlikte hareket etmemek geliyor.

Trump bir yandan İran’la barış görüşmelerinin “çok iyi” gittiğini söylüyor. Ama bir yandan da Basra Körfezi etrafına sınırlı bazı işgal veya kara baskınlarında kullanılmak üzere özel birlikler sevk ediyor.

Bir yandan “Daha vurulacak 3 bin  hedefimiz kaldı” diyor, bir yandan barıştan söz ediyor, bir yandan “İran’ın petrolünü alacağız” diye konuşuyor.

Hangi birine inanmalı? Daha doğrusu Trump’ın hangi sözlerini ciddiye almalı, hangilerini duymazdan gelmeli?

Hadi bizim tuzumuz kuru, alt tarafı gazeteciyiz veya savaşı dışardan izleyen insanlarız. Bir de kendinizi İranlı yetkililerin yerine koyun: Hangi Trump’a inanacaksınız? Diyelim ki bir çeşit barış müzakeresine gireceksiniz, Trump’ın bu çelişkili sözlerinden ne anlam çıkaracaksınız? 

Daha da fenası kendinizi Hakan Fidan’ın yerine koyun. ABD ile İran arasında arabuluculuğa soyunmuşsunuz ama ABD’nin mesajları sürekli birbiriyle çelişiyor, tam neyi söylediği de, neyi hedeflediği de belli değil. Bu durumda arabuluculuk yapmak da neredeyse imkansız değil mi?

Mesela son Financial Times demecinde Trump “İran’ın petrolünü alacağız” diyor.

Bu cümleden kastı Venezuela tarzı bir şey mi, yoksa gidip Harg adasını işgal etmek mi?

Biliyorsunuz Trump Venezuela’nın petrolünü “aldığını” iddia ediyor ama alınan bir şey yok. Amerikan şirketlerinin yeniden Venezuela’da çalışmasının önü açıldı. Buna rağmen henüz Venezuela’ya giden bir şirket yok. On milyarlarca dolar yatırım yapılması lazım, daha tek kuruşluk yatırım kararı alınmadı.

Yarın diyelim İran’da “dost” bir yönetim geldi ve Amerikan şirketlerini ülkeye davet etti. Aynı durum İran için de geçerli. İran’ın petrol altyapısına da ciddi yatırım yapılması gerekecek ve bu şirketler yatırıma çok da hevesli değiller.

Trump, “petrolü almak”tan kastının İran’ın Harg adasını ele geçirmek olabileceğini de gizlemiyor, bunu da gazeteciyle açıkça tartışmış, “Orada bir savunmaları olduğunu bile sanmıyorum” demiş, “Orayı bir süre elimizde tutmamız gerekebilir” diye eklemiş.

Peki ne demek istiyor Trump?

Kendisi biliyor mu bu savaştan ne istediğini ve onu bu isteğini gerçekleşmeye götürecek yolu?

İnsanlık tarihin en tuhaf olaylarından birini yaşıyoruz. Bir yanda olanca ciddiyeti ve ölümcüllüğüyle bir savaş devam ediyor, gökten ülkelere ölüm yağıyor. Ama bir yandan da olanca ciddiyetsizliğiyle bir Amerikan başkanını takip ediyoruz.

Yorum gönder