Tam da Netanyahu’nun istediği oldu, Trump sevse de sevmese de Amerika artık İran’da uzun bir savaşta

Tarihten çıkardığımız bir büyük ders şu olsa gerek:

Savaş alanlarında muharebe kazanmak, parayla ve teknolojiyle ilgili bir şey. Üstün olan taraf savaşı kazanır.

Ama daha zor olanı, savaştan sonra barışı kazanmaktır. Bu savaş kazanmış bir işgalci gücün çok nadiren başarabildiği bir şeydir.

İsrail, hepimiz biliyoruz, bulunduğu yerde işgalci bir güç. Buraya yapay olarak monte edildi, silah zoruyla devletleri olmayan yerel halkı (Filistinliler) topraklarından attı ve bugünkü haritasını oluşturdu.

1948’de kurulan İsrail’in başka her şeyden önce ihtiyacı olan şey güvenlik. İşgal ettiği bu topraklarda kimsenin saldırısına uğramadan, güven içinde kalabilmek, kalıcı olmak istiyor.

İsrail’in bugünkü başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendisinden önceki bütün İsrail Başbakanlarından farklı bir güvenlik siyaseti var. Ona göre, İsrail kendisine uzaktan da olsa tehdit olabilecek bütün bölge ülkeleriyle, o ülke komşusu olmasa bile, sürekli çatışma halinde olmalı, sürekli o ülkelerin İsrail’e gerçek tehdit oluşturabilecek kapasite kazanmasını engellemeye çalışmalı.

Netanyahu’nun bu tuhaf, kendine özgü güvenlik doktrini ülkesinde çok eleştiriliyor. Ama bir seçim olup Netanyahu’nun yerine farklı düşünen bir siyasetçi gelene kadar da bu doktrin altında yaşayacağımız anlaşılıyor.

Bu doktrin, sonsuz savaş doktrini. Netanyahu, ülkesinin gücünün kesintisiz savaş halinde olmayı kaldırabileceğine inanıyor. Tabii bir de Amerikan, hatta İsrail’in varlığı sahiden tehlike altına girerse Avrupa desteğine güveniyor.

O yüzden, İran’la başlayan savaş, tam da Netanyahu’nun arzuladığı, zaten onun güvenlik doktrininin bir parçası olan bir savaş. Sonunda İran’ın yenilgiye uğraması gerekmiyor; savaşın İran topraklarında devam etmesi onun için yeterli. 

İsrail için bugünkü Amerikan desteği çok önemli. Amerika sayesinde İran’ın savaşı İsrail topraklarına taşıma yeteneğini sınırlıyor. (İran, savaşın başından beri İsrail’e 400 füze atabildi, oysa örneğin Birleşik Arap Emirlikleri’ne füze ve dronlar dahil yaptığı saldırı sayısı 2000’e yakın. İsrail kendini daha korunmuş hissediyor.)

Bu savaş Netanyahu’nun tam da istediği gibi gidiyor. Yarın çatışmalar dursa bile İsrail savaş makinesinin istediği zaman yeniden gidip İran’ı vurabileceğini biliyor.

Ama buna karşılık Amerikan Başkanı Donald Trump’ın güvenlik doktrini Netanyahu’nunkinin taban tabana tersi. Trump, durup durup Amerika’yı içine çeken Ortadoğu’da sorunları tek bir kerede ve temelden çözmek, böylece Amerika’nın elinin burada serbest kalmasını ve dünyanın başka yerlerine istediği gibi yoğunlaşabilmesini istiyor.

Her geçen gün arka plan biraz daha netleşiyor: Trump, bizzat Netanyahu tarafından İran’a saldırılardan kısa süre sonra bu ülkede ayaklanma çıkacağına ve mevcut rejimin devrilip yerine daha “dost” bir rejim kurulacağına inandırılmıştı, savaşın kısa süreceğini düşünüyordu.

İran’da elde edilecek kolay bir başarı için kısa süreliğine büyük askeri kaynağını bu ülkenin etrafına yığacak ve sonuç alacak, sonra da dünyanın geri kalanına istediği gibi şekil vermeye başlayacaktı.

Oysa bugün görüyor ki, savaş ummadığı kadar uzun, hatta tam da düne kadar eleştirdiği gibi “sonsuz savaş” şekline giriyor.

Çünkü İran aslında savaşmıyor. Evet komşu ülkelere füzeler ve dronlarla saldırıyor ama İran’ın esas yaptığı şey bütün Basra Körfezi’nde bir tehdit algısı yaratmak. Bu tehdit algısını sürekli kılmak için ordusunun dimdik ayakta olmasına vs ihtiyacı yok, günde birkaç füze ve birkaç yüz dron atabilsin yeter.

Bunu yapabildiği sürece Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam edecek, biliyorlar.

Amerika savaşa belki İran’da rejim değişikliği için girdi ama kısa sürede Trump açısından savaşın stratejik hedefi değişti veya yeni bir hedef daha eklendi: Hürmüz Boğazını dünya ticaretine açık tutmak.

Şimdi, savaşı başlatmasından 23 gün sonra görüyor ki, bu ikinci hedefi gerçekleştirmesinin kolay ve kısa bir yolu yok.

Tehdidinde söylediği gibi İran’ın bütün elektrik santrallarını vursa ve ülkeyi karanlığa gömse dahi, İran rejiminin buna teslim olmayacağı belli. Ama Trump İran’ın böyle uzaktan bombalayarak diz çökmesini bekliyor.

Oysa hiç sevmediği bir emekli general olan Wesley Clark ona, Kosova nedeniyle Sırbistan’ın başına yağan bombalara rağmen bu ülkenin ne kadar zaman sonra teslim bayrağını açtığını hatırlatabilir. Bir Avrupa ülkesi havadan atılan onca bombaya haftalarca dayanabiliyorsa, İran haydi haydi dayanır.

Çünkü İran bu 23 günde elinde aslında nükleer silahtan çok daha etkili bir caydırıcı güç olduğunu öğrendi Hürmüz Boğazını kapatarak. Bunun verdiği öz güvenle, bırakın teslim olmayı düşünmeyi savaşın bitmesi için dünyaya bir takım şartlar ileri sürüyorlar.

İngilizce ‘Trump Allways Chicken-Out’ (Trump her zaman korkup kaçar) lafından hareketle yapılan bir TACO kısaltması vardı. Bugün Trump korksa ve sıkılsa bile kaçamıyor, çünkü kendi başlattığı savaş, savaş öncesine göre daha büyük bir canavar doğurdu. Dünya ve Amerikan ekonomisi, tabii bu arada Körfez’deki onca ülkenin ekonomisi artık İran’ın elinde rehine.

Trump ve Amerika buna izin veremez. Öyleyse savaş, kaçınılmaz biçimde karaya çıkacak Amerikan askerlerinin de katılmasıyla çok uzayacak.

Kolay bir çıkış yolu gözükmüyor.

Yorum gönder