İBB davasında bugün kritik gün: Bakalım kaç kişi tahliye edilecek?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 107’si tutuklu 407 kişinin yargılandığı İBB davasında bugün ilk kritik eşiklerden biri aşılacak. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi iki gündür avukatlardan ve savcılıktan tahliye taleplerini aldı, bugün savunması tamamlanan tutuklu sanıklar için ilk tahliye talebi hakkında mahkeme ara karar verecek.
Çarşamba günkü duruşma sabah 10.40’da tutuklu Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz’ün avukatının tahliye talebiyle başladı. Ardından diğer tahliye talepleri geldi.
Avukat Mehmet Pehlivan’ın vekili avukat Tora Pekin, müvekkilinin Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını üstlendiği için suçlandığını söyledi. Pehlivan’ın sadece 2 kişinin beyanı nedeniyle tutuklandığını söyleyen Pekin, “İtirazımız avukatlığın suç olarak görülmesine” ifadelerini kullandı.
Müvekkili için tahliye talebinde bulunan Pekin, Pehlivan hakkında soruşturma izni alınmadan işlem yapıldığını, avukatlığın suç haline getirildiğini söyledi.
Pekin, Pehlivan’ın tutuklanmasının sebebinin Adem Soytekin ve Servet Yıldırım’ın beyanları olduğuna vurgu yaparak “Başsavcılık, Soytekin’in kendisini kurtarmak için beyanda bulunduğunu belirterek tekrar tutuklandığını söyledi. Nasıl olacak şimdi, savcının işine yarayan beyanları kabul edeceğiz, yaramadığı beyanları kabul etmeyeceğiz öyle mi?” diye sordu.
Ahmet Güldü’nün avukatı Ahmet Keskin, müvekkilinin Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinde ofis elemanı olarak çalıştığını anlattı. “Murat Gülibrahimoğlu keşke burada olsaydı da anlasaydık. Kendisi AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcılığı da yapmıştır” diyen avukat Keskin, müvekkilinin 2014’ten bu yana aynı şirkette çalıştığını, bankaya veya resmi kurumlara gidip işlem yapabilsin diye çıkartılan vekaletin tutuklanmasına sebep olduğunu vurguladı.
Müvekkilinin yetkili biri olmadığına da değinen Keskin, “Ahmet Güldü şirkette sorumluluğu en az olan kişidir” dedi.
Hakan Karanis’in avukatı Ahmet Kurtuluş da müvekkilini mali şubede sorgulayan polisin dahi suçlamanın ne olduğunu anlamadığını söyledi. Müvekkilinin, Murat Gülibrahimoğlu’yla tanışıklığı nedeniyle tutuklandığını ancak bunun suç olmadığını söyleyen Kurtuluş, “Hiçbir somut dayanağı olmayan bu iddialar karşısında bizden nasıl bir savunma yapmamız beklenmektedir?” diye sordu.
Kurtuluş özetle şunları söyledi:
“Müvekkil 19 Mart günü alındığı zaman, Emniyet Müdürlüğü Mali Şube’de 21’inde kendisinin ifadesi alındı. 10 sayfalık ifadenin içerisinde, başlangıç kısmıyla birlikte özgeçmişi olarak 3,5 sayfa tuttu. Sonra 110 tane resim gösterildi; 110 resimden 11 kişiyi tanıdığını ifade etti. Daha sonra 33 tane şirket ismi sayıldı; bunların tanıdıklarının olup olmadığı soruldu. Tanımadığını beyan edince de o 11 kişiyle ilgili nasıl tanıdığına ilişkin sorular tevcih edildi ve sonuç kısmı o şekilde bağlandı. Samimiyetle ifade ediyorum; Mali Şube’de bu sorgulamayı yapan memur dahi bu alınan ifadeden sonra sanığın neyle suçlandığını anlayamadı.
Kişileri bu şekilde suçlayıcı ve zan altında bırakıcı ifadelerle itham ederek cezalandırılmasını talep etmek, bir hukuk devletinde asla kabul edilmeyecek son derece tehlikeli bir durumdur. Hiçbir somut dayanağı olmayan bu iddialar karşısında bizden nasıl bir savunma yapmamız beklenmektedir?”
Yağmur Cansu Yeşilyurt’un avukatı Metin Çetintaş tahliye talebini ve gerekçelerini mahkeme heyetine sundu.
Müvekkilinin madenle ilgili hiçbir yetkisinin olmadığına değinen Çetintaş, “Maden bölgesinin yönetimi İstanbul Valiliği’ne aittir. Buradaki işlemlerin sürdürülmesi, denetlenmesi Enerji Bakanlığı’nın ve İBB’nin kontrolünde, müvekkilimin hiçbir yetkisi yok” dedi. HTS kayıtlarının da delil olmayacağını söyleyen Çetintaş, “Unsurları oluşmayan bir suçtan tutuklu, tahliyesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Mustafa Keleş’in avukatı Sadık Ömer Cennetoğlu, müvekkili için yaptıkları bir başvurunun başka bir sanık aleyhinde kullanıldığını anlattı:
“Şimdi bir ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ hikayesi anlatacağım. Bu dosyada 2 tane Mustafa Keleş var. Benim müvekkilim Mustafa Keleş. Kendisinin babası Fatih Keleş, annesi İlknur Keleş. T.C. kimlik numarası 242……. Bu bilgileri niye verdiğimi söyleyeceksiniz; dosyada yazıyor diye. Çünkü ben size bu duruşmalar başlamadan öncesinde bir tahliye talebi gönderiyorum, sizler bana diğer Mustafa Keleş’in adli kontrolünün reddi için tebligat yapıyorsunuz. Bunlar yetmezmiş gibi bu süreç içerisinde aynı zamanda savcılıkta da devam eden benzer bir durum oldu. Sayın savcılık; bizim dosyada Mustafa Keleş’i savunmak adına lehine olacak delilleri sunduğumuz halde, bu delilleri dosya içerisinde bir yerden bulup ardından diğer Mustafa Keleş’in Eylem 5’teki icraatlerine veya suç olduğu iddia edilen eylemlerine bir dayanak olarak sunuyor. Yani bizim Mustafa Keleş için verdiğimiz deliller, bir başka deyişle diğer Mustafa Keleş’in aleyhine kullanılmak üzere savcılık tarafından resmen çalınıyor. Ki bu 2 Mustafa Keleş’in birbirini tanımışlığı, birbiriyle alakası, beraber iş yapmışlığı dahi yoktur.”
Dilek İmamoğlu’nun Ağabeyi Cevat Kaya’nın avukatı Murat Öksüz:
“Ben iddianameyi zaten 2.5 saatte çok kolay okudum. İlgili olan eklerini incelediğimde, Başsavcılık gözünden baktığımda aslında müvekkilin bir suçu olduğu kanaatine vardım. Nedir müvekkilimin suçu? Müvekkil bundan yıllar yıllar önce kız kardeşinin evliliğine müsaade ederek Başsavcılık nazarında suç işlemiş. Çünkü müvekkil Ekrem Bey’in kayınbiraderi olmasa, şu anda işinde gücünde hayatına devam eden bir insandı. Tabii burada bir hafifletici neden olması lazım ülke açısından ama savcılık sanık ve şüphelere karşı yumuşak davranmadığından burada da… Ya 25 sene önce -kaç sene oldu başkanım?- Ekrem Bey’in Cumhurbaşkanı adayı olacağını nereden tahmin etsin? Nereden bilsin? Bilse belki başka olurdu, bilmiyorum. Şimdi bir de ‘Babanı seçemezsin, kayınpederini seçersin’ derler; bu kayınbiraderi seçme hikayesini de biraz öyle düşünmüşler herhalde.”
Murat Kapki’nin savunma avukatı ve eski savcı Fikret Aras, müvekilli Murat Kapki için tahliye talebinde bulundu:
“Ülkemizde kamuoyunu ilgilendiren pek çok davaya bizzat şahit oldum, birçoğunda da içinde bulundum. Bunu eleştirmek benim en doğal hakkımdır. Böyle bir savcılık usulünü ben kabul etmiyorum. İşleyişin üç aşağı beş yukarı nasıl olduğunu bilirim. Şimdi geçmiş eski meslektaşlarım hatırlar; bizim daha önceden böyle uzun iddianame yazma kültürü yoktu. Bu Ergenekon ve kumpas davaları denen süreçte böyle bir usul başladı. Bu da aslında çok basit: Bir, kamuoyunda “çok şey var” algısı yaratmak; iki, mahkeme üzerinde bir etki yaparak teşebbüse yol açmak. Halbuki çok basittir; fail, fiil ve delil ilişkilendirmesidir. Bir nevi dosyanın fotoğrafını çeker oraya koyarsınız; yapabiliyorsanız çok kısa özetini yaparsınız.
Bakın, meslek hayatımda gördüm; bizim ülkemizin en önemli yargılamalarından biri Hizbullah ana davasıydı. Binlerce sayfalık klasör vardı ama iddianame 180 veya 181 sayfaydı. Abdullah Öcalan davası; 17.000 ek belgeye rağmen iddianame 168 sayfaydı. Ancak gelin görün bizim Büyükşehir Belediyesi dosyası 4.000 sayfa. İnsanlar isimlerini iddianamede bulamıyorlar, haklarında hangi deliller var onu bulamıyorlar. Bu tipik bir adil yargılanma hakkının ihlalidir.
Şimdi benim müvekkilim, kendisinin çok ciddi sağlık sorunları vardır. Sayın Başkanım, şimdi burada müvekkilimin sağlık sorunlarını tam aklımda tutamadım ama kendisi sadece tek kişilik bir sağlık sorunu yaşamıyor. Hani diyorlar ya; BHA örgütü, işte çocukların isminden geliyor… Oradaki iddia edilen Burak şu anda çok acil depresyon tedavisi görmekte. 9 yaşındaki çocuk, 20 kilo fazlalığı var; zaten 9 yaşındaki çocuk, annesi 22 olması gerekirken onun fazlalığı var. Müvekkilimizin patlamış boyun fıtığı ve fıtık içeren ağır sağlık sorunları var zaten. Boyunlukla duran tek kişi, her sabah ağır iğneler oluyor; artık vücut tepki vermiyor.
Mahkemenizin objektif karar veremeyeceği yönünde kamuoyunda böyle bir görüş var. Ama siz bu ara kararınızla vereceğiniz tahliyelerle bu görüşü değiştirebilir; kamuoyunu veya yargılamayı rahatlatabilirsiniz. Bizim beklentimiz, vereceğiniz tahliyelerle hem kamuoyu üzerindeki “bu mahkeme objektif karar veremez” görüşünü değiştirip yargılamayı rahatlatmanızdır. Zaten tahliye kararı verirseniz; yani buradaki çoğu sanıklar Büyükçekmece, Beylikdüzü bölgesinde çalıştı. Yıllardır buradaki insanlar yine gelirler, yine giderler; kimsenin kaçacağını düşünmüyorum. Bu sadece mahkemenize karşı olan güveni pekiştirir. Benim şahsım; davayı savunan, savunmayan, destekleyen, desteklemeyen herkesin ortak bir beklentisi var. Çünkü bu tür davaları biz çok gördük. Diyorum ki Allah’tan idam cezası kaldırıldı; Ergenekon’dan sonra bütün paşalarımızı idam edecektik, sonra özür dileyecektik. Hani o duruma düşmeyelim. Maddi gerçek ışığında vicdani ve hukuki bir kararın çıkmasını sizden istiyorum; bunun ön koşulu da bence bu tahliyedir.
Son olarak Sayın Başkanım; benim müvekkilim sadece örgüt üyeliği ve rüşvet vermekten tutuklanmıştır. O zaman size izah ettim; kamu kurumuna para vermekle rüşvet suçunun faili olamazsınız. Müvekkilimin çok ağır sağlık sorunları vardır ve çocuğunun, özellikle çocuğu üzerinden de söylüyorum, göz önüne alınmasını talep ediyorum. Yani klasik deliller toplanmış; şunlar, bunlar hepsi olmuş. Ama bakın bu dosyada reklamcılardan sadece müvekkilim tutukludur, diğerlerinin hepsi tahliye olmuştur. Bir kısım reklam grupları ve kendisinden daha çok ihale alanların bu dosyada isimleri bile yok. Herkes söylüyor; “Falan firma aldı, şu aldı” diye, o firma burada yok. Sizden beklentimiz; her ne kadar müvekkilimizin ana savunması gelmemişse de sağlık sorunları ve anlattığımız gibi hakkındaki iddiaların basitliği göz önüne alınarak bihakkın tahliyesine; uygun görülmediği takdirde uygun göreceğiniz adli kontrol hükümleriyle serbest bırakılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.”
İBB Davası’nın 14. günü Ekrem İmamoğlu’nın davayı izleyenlere teşekkürleri ve 73. sıradaki Nazan Başelli’nin avukatlarının tahliye talebi ile son buldu.
Savcılık da iki gün önce yedi ismin tahliyesini uygun bulmuştu. Mahkeme bütün taleplerle ilgili kararını bugün verecek.



Yorum gönder