Hiç düşündünüz mü, Bodrum Kalesi niye var veya Monaco Prensliği nereden geliyor?

Prof. Dr. Halil İnalcık, yaşından hiç beklenmeyecek bir çeviklikle oturduğu koltuktan birden ayağa fırladı, bize dönüp “Boş konuşuyorsunuz” dedi, sonra çalışma masasındaki yığından National Geographic dergisinin yayınladığı bir haritayı buldu, açtı ve bize gösterdi.

90’ların ilk yarısıydı. İki haftada bir Bilkent Üniversitesindeki evinde, yanlış hatırlamıyorsam çarşamba akşamları, Prof. Dr. Halil İnalcık’a konuk olurduk bir grup insan. O akşam, doğru hatırlıyorsam Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ve Prof. Dr. İlber Ortaylı da vardı sohbette.

Halil beyin çıkardığı harita Yugoslavya haritasıydı. O sırada Bosna Hersek ağır bir Sırbistan saldırısı altındaydı. Halil hoca, harita üzerinde güncel çatışmaların yaşandığı yerleri işaretlemişti. Sonra tek tek anlattı: Bugün çatışma olan vadilerin, köprü başlarının, köylerin hepsi zamanında Osmanlı’nın da savaştığı yerlerdi. Yüzyıllar arayla yaşanan bu paralellik şaşırtıcıydı ve bir yandan bize “Coğrafya kaderdir” lafının anlamını anlatıyordu. Zamanlar değişse, teknoloji başka bir şey olsa bile askeri jeo-strateji hep aynı kalıyordu, çünkü coğrafya aynıydı.

***

Bugün Hürmüz Boğazı’nı konuşuyoruz. Burası, sadece bugün ortada petrol var diye önemli olmuş bir boğaz değil. Belki bin yıllardır bu boğaz ve Basra Körfezi dünyanın en önemli ticaret yollarından bir tanesi. Ve hep boğazı kontrol eden Basra Körfezi ticaretini de kontrol etmiş.

Boğazı kontrol eden güce parasını, ödülünü vermezseniz oradan geçemezsiniz. Bin yıl önce de bu böyleydi, bugün de böyle.

***

Korsanlık ve ticaret yollarını kontrol altında tutmak, bunu becerebilenlere her zaman büyük güç ve zenginlik sağlamış bir şey.

Bakın, Monaco Prensliği diye minicik bir ülke var bugün. O ülkenin yöneticisi olan Grimaldi ailesi, 800 yıldır o bölgede korsanlık yaptığı, Ceneviz Cumhuriyeti adına bugünkü Güney Fransa’dan bir ara bir ucu Barcelona’ya, bir ucu Sicilya’ya uzanan bölgede ticaretten zorla vergi aldığı için bugünkü zenginliğine sahip.

Güney Fransa’da şimdi hepsi birer şirin Ortaçağ köyü olarak turistlerin bayıldığı kalesi olan köyleri herkes bilir. Mesela Eze diye bir köy var, kocaman da kalesi olan. Bu köy, geçiş için “vergi” ödemeyen gemileri sahte fenerler yakıp yanıltmakta, ticari gemilerin kayalara çarpıp batmasını sağlamak, sonra da onları yağmalamakta ustaydı.

***

Bodrum Kalesi ve Sualtı Müzesine bugün hepimiz bayılıyoruz. Peki bu kale neden var ve onu kim inşa etti?

1. Haçlı Seferi bundan bin yıl önce, 1099 yılında yapıldı. Dönemin Papa’sı, prensliklerden destek alamayınca kiliselerinde “Katılan herkes cennete gidecek” diye propaganda yapıp asker topladı bu sefer için. O yüzden “Köylülerin Haçlı Seferi” de denir 1. Haçlı Seferine.

Sadece bir din savaşı değildi Haçlı Seferleri, aynı zamanda Akdeniz’deki bütün ticareti kontrol etme çabasıydı. Nitekim 1. Haçlı Seferinden hemen sonra, Kudüs’te İtalya’nın Amalfi kentinden gelme bir kişi tarafından kurulan bir tarikat olan Hospitaler (veya Hospitalier) tarikati, işe “yardımseverlik” diye başlayıp devasa bir askeri/ticari güce dönüştü.

Bu tarikat, Kıbrıs Adasını, Rodos Adası’nı, Girit Adasını, Bodrum dahil Anadolu’nun Ege kıyılarını, Malta Adasını kontrol ediyor, bu sayede Akdeniz ticaretinden pay alıyordu.

1120 yılından itibaren Akdeniz’i kontrol etmeye başladılar. Onların en azından Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarındaki egemenliğine 1523’te Rodos’u alan Kanuni Sultan Süleyman son verdi. Osmanlı Kıbrıs’ı ancak 50 yıl sonra, 1570-73 savaşları sonrası alabildi. Osmanlı aslında Malta’yı da alıp bu tarikatin Akdeniz’deki egemenliğine tamamen son vermek istemişti ama Malta’da acı bir yenilgi yaşamıştı. (Vatikan Müzesini gezerseniz en görkemli eserlerden birinin Malta Savunması adını taşıdığını görürsünüz.)

Bugünkü modern Malta’nın başkentinin adı, La Valetta, Osmanlı’nın Malta kuşatması sırasında tarikatin lideri olan Jean Parison de Valette’den gelir. Onun komutasında 600 kadar ‘Malta Şövalyesi’ yaklaşık 40 bin kişilik Osmanlı kuşatma gücüne direndi.

Osmanlı ile bu tarikat arasında, Akdeniz’de ticareti kontrol etmek için verilen mücadele gördüğünüz gibi yüzyıllar sürdü ve mücadelenin net bir galibi hiçbir zaman olmadı. Zaman zaman Osmanlı bütün Akdeniz’i kontrol etti, zaman zaman tarikat bölgesel kontrola ulaştı.

Piyale Paşa’dan Barbaros Hayrettin’e, Osmanlı’nın en önemli donanma komutanlarının hepsinin Tunus ve Cezayir kökenli eski korsanlar olması da tesadüf değil. Akdeniz ticaretini kontrol etmek, Osmanlı için çok önemliydi.

***

Buradan günümüze, Hürmüz Boğazı’na geri dönelim. 

Zaman zaman yüzyıllar öncesinden kalma korsanlık hareketlerine rastlıyor olsak da, bugün dünya ticareti görece barış içinde ve “Buradan geçmek için bana para ver” diyen aktörler yok.

Hürmüz, Malakka, Güney Çin Denizi gibi Güney ve Doğu Asya’nın önemli deniz yolları, bugün görüyoruz ki dünya ekonomisinin istikrarı açısından çok önemli.

Biz çok farkında değiliz belki ama İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler için birer can suyu niteliğinde ve Türkiye’nin bu boğazlardaki adil kontrolu, Rusya-Ukrayna savaşında bile bir sorun çıkartmadı.

Bizim açımızdan Ege son derece hayati. Yunanistan’ın burada kara sularını genişletmek istemesi, son 50 yıldır Türkiye ile Yunanistan arasında ciddi bir gerginliğin konusu. Yunanistan, Türkiye’nin Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında yarattığı güvenli rejimi yaratmamakta ısrarlı Ege’de.

Bu son savaş, Hürmüz’ün güvenli ticarete yeniden açılmasıyla sonuçlanacak en sonunda ama dünya bence önemli dersler çıkartıyor İran’ın burayı geçilemez kılmasından.

***

Yapay zeka ve uzay çağındayız belki ama sonunda işler dönüp dolaşıp önemli ticaret yollarının kontroluna dayalı bin yıllık stratejilere yeniden dönüp dayanıyor.

Bu yaz Bodrum Kalesini gördüğünüzde, ona bu gözle yeniden bakın.

Yorum gönder