Gerçeğin Kendini Savunacak Dili Yavaş Yavaş Kaybetmesi

Artık mesele gerçeğe ulaşmak değil.
Ona kimin neye çevirerek sahip çıktığı tartışılıyor.
Bir savaş sonu ne olacağı kestirilemeden, çoluk çocuk demeden sürüyor.
Taraflar sürekli konuşuyor, birbirine karşılık veriyor; savaşın aklı uzaktan, her gün her biri farklı yere uçuşan cümleler kuruyor.
Sözlerden özgüven fışkırıyor. Tonlar net. İddialar sarsılmaz. Peki, gerçek ne?
Ortada olan şu:
Anlatılan olaylar değil.
Olayların nasıl anlaşılması gerektiği.
Bu da gerçeği anlatmak değil.
Onu sahiplenmek, bölmek, araçsallaştırmak.
Her cümleleri diğerini dışarıda bırakıyor. Her anlatı, kendine yer açarken bir başkasını siliyor.
Bu yapılan bilinçli bir tercih.
Sade insan izliyor. Dinliyor, takip ediyor. Sonra fark ediyor:
Söylenenler çarpışmıyor, benzeşiyor.
Hepsinde aynı kesinlik.
Aynı vurgular. Aynı güven.
Bu da bir tesadüf değil.
Bu, gerçeğin yerine ikna biçimlerinin konulması.
Sade İnsan doğruyu aramayı bırakmıyor. Çünkü onun beklentisi bir çıkar değil, huzur.
Ama onu bulabileceğine inancı sistemli biçimde aşındırılıyor.
Çünkü önüne konan her şey önceden seçilmiş. Bunu yapanlar, niyetlerini saklama gereği bile duymuyor.
Çünkü şimdi Mesele, yönlendirme.
Kandırılmak bile daha masum kalıyor yapılanın yanında; yapılan, açıkça sana yön tayin etme kavgası.
Bu ülkede kaderini belirleyen süreçler sürüyor. Ülke, koca bir mahkeme salonu.
Taraflar konuşuyor: biri ak diyor, diğeri kara. İkisi de savaşanlar gibi aynı kesinlikte, aynı ısrarda.
Ama bu ısrar gerçeği açığa çıkarmıyor- onu boğuyor.
Aynı sertlikte savunulan iki zıt iddia, gerçeği aydınlatmaz. Onu görünmez kılar. Ve bu yapılan masum değil.
Bu, gerçeğe karşı işlenen kolektif bir ihmal.
Sade insan geri çekiliyor.
Çünkü neye güveneceğini göremediği gibi neye itiraz edeceğini de seçemiyor.
Çünkü her itiraz, hazırlanmış başka bir anlatının içine düşüyor.
İşte tam burada bize yapılan şey açık:
Gerçek saklanmıyor, bilinçli olarak çoğaltılıp bulanıklaştırılıyor.
Seçenekler artıyor, yön ortadan kaldırılıyor.
“Anything goes” zihniyetinin ardında bıraktığı büyük bir sis olarak.
Son söz:
Gerçeği parçalayarak güç devşiren akıl, şimdi de onu susturuyor.
Post-modernizmin kalıntılarıyla, hayatımızın her alanında süren asıl savaş bence bu.


Yorum gönder