Ayna ayna! Söyle bana… Ben nasıl biriyim?
İzlemeye başladınız mı veya duydunuz mu bilmem!
Prime Video’da The Traitors Türkiye adıyla bir yarışma başladı. Tutacağı da çok belli.
Adı üstünde bir ‘Hainler’ yarışması. Yarışmacılar ünlülerden ve yarı ünlülerden oluşuyor. Aralarında dizi oyuncuları da var, mimar da, infuluencer, eski hava durumu sunucusu, YouTube yapımcısı veya şef de.
Yarışma o kadar etkili ve reytingli ki, 40’tan çok ülkede yayımlanıyor.
Her ülkenin hainleri ve masumları kendinden tabii…
Hainler ve Masumlar olarak iki grubun belirlendiği yarışmada, yalnızca 3 hain birbirini biliyor. Kalan 15 kişi ise masum.
Hainler ortak ve stratejik kararla her sabah bir masumu infaz edip, yarışma dışı bırakıyorlar.
Masumlar da hainleri bulmaya çalışırken akşamları başka bir masumu harcayabiliyor.
Yarışmayı daha çok zeki komedi dizileriyle bildiğimiz bir Prens, oyuncu Giray Altınok yönetiyor.
Yarışmacılar ortak görevleri tamamlayarak büyük ödül için mücadele ederken, bir yandan da yarışma sonundaki altın miktarını artırmaya, kaledeki varlıklarını sürdürmek adına kalkan kazanmaya çalışıyorlar.
Çekimler, Brüksel’e yaklaşık bir saat uzaklıktaki Chateau Jemeppe’de gerçekleştirilmiş.
Projede 120 Hollandalı, 50 Belçikalı ve 45 Türk’ten oluşan 215 kişilik uluslararası bir çekim ekibi görev almış.
Hainler hain olduklarını saklayıp masum rolü yapıyorlar, masumlar ise hainleri bulacağım derken birbirlerini harcayabiliyorlar. Böyle tanımlayınca çok eğlenceli.
Traitors, TV yarışması haline gelmeden önce bilgisayar oyunlarını sevenlerin bildiği Secret Hitler, Among Us, Town of Salem, Werewolves Within ve Spyfall gibi sosyal çıkarım, aldatma ve gizli roller üzerine oynanan oyunlardan esinlenmiş diyebiliriz.
Çünkü hepsinin ortak noktası, yarışabilmek için iletişimi iyi kurmak,
rol yapmak, yalan söylemek ve psikolojik savaşta sağlam kalabilmek.
Bunun bir de ünlü tiyatro oyunu karşılığı var:
Edward Albee‘nin tiyatro eseri Kim Korkar Hain Kurttan (Who’s Afraid of Virginia Woolf?).
Oyun, izleyenler bilir, orta yaşlı ve evlilikleri çöküntüdeki bir çift olan George ve Martha’nın, genç bir çifti (Nick ve Honey) gece yarısı evlerine davet etmesiyle gelişen alkol, yalanlar ve yıkıcı oyunlarla dolu bir geceyi anlatır.
Bizde Devlet Tiyatroları’nda çokça ve yine ünlü sanatçılarımız tarafından sahneye konmuş güzel bir oyundu.
Evliliğin çöküşünün, iletişimsizliğin ve hayal ürünü yaşantıların yüzleşmeye dönüştüğü bu drama, kimileri için oyunu izledikten sonra kendi hayatlarıyla bir yüzleşmeye dönüşmüştür.
Ya da o an etkisinde kalınıp, üstüne hiç kondurmadan yaşamaya devam edenler de vardır.
Hatta hallerine bak şunların deyip gülenler neden olmasın.
Tam bir, güleriz ağlanacak halimize hali yani.
The Traitors’daki yarışmacılara bir öğüt verecek olsaydık, şu denebilirdi:
Bugün seni aldatan, yarın başkasına aldanır.
Yalanla yıkanan yüz ihanetle kurulanır.
Onlardan kimileri de diyebilirdi ki buna karşı, bu sadece bir oyun. Bir yarışma dizisi.
Gerçekte böyle bir şey yok.
Doğru, bu bir oyun. Ne var ki hayat da bir oyun. Bazen hain sandıklarınızdan bir kahraman çıkabilir. Ya da tam tersi.
Bu biraz da bakış açısına bağlı. Şimdi sıra size geldi bu yazıda, durun ve düşünün.
Hayatınızda hangi masum rolleri oynuyor, rol yapıyor, ne zaman hainlik yapıyorsunuz?
Sizin kim olduğunuz belli mi, gizli mi? Kimleri kandırıyorsunuz, ağlayarak, yalanlarla,
Kimleri manipüle edip hedef şaşırtıyorsunuz? Hain kurtlar, masum kuzular masalına inanıyor musunuz? Hain bir kuzu veya masum bir kurt musunuz ya da? Bu yarışmayı aslında, arkadaşlarınızla ve çevrenizle hayat boyu oynadığınızın farkında mısınız?
Psikolojik derinliklere, sosyolojik gerçeklere inmeye hazırsanız, evet, belki de her şeyi düşünmenin tam zamanı.
Asıl büyük soru şimdi geliyor.
Kendinize inanıyor musunuz?
Peki peki, ben ne düşünüyorum, bütün bu masumiyet ve hainlik konusunda?
Orhan Pamuk gibi masumiyete müze kurmayacağım.
Bu ülkede veya başka ülkelerde, masumlar ne kadar masum, hainler kimler belirsiz.
Sosyal medya en büyük aldanma, aldatılma yeri.
Masumları cezalandırmaya devam edecek bir dünya düzeni, her gün güç kazanıyor.
Sezen Aksu nasıl sesleniyordu? Masum değiliz hiç birimiz…
Ben de, erken yaşta yitirdiğimiz, usta şair, dostum K. İskender’in bir kitabının ve şiirinin adıyla şöyle diyor ve rest çekiyorum:
Periler Ölürken Özür Diler.



Yorum gönder