Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’la Schengen vize kuyruklarının ne ilgisi var?
Seveni var kızanı var, ben baştan söyleyeyim, Ahmet Altan hakkında kimse benden objektif yazı beklemesin.
Sebebi basit: Ahmet Altan benim mahalleden “ağabeyim.” Onunla ve Mehmet Altan ile olan yakınlığım ta çocukluğuma uzandığı için, Ahmet Altan hakkında kötü bir şey söylemem imkansıza yakın.
Aslında benzer bir durum Nazlı Ilıcak için de geçerli. Nazlı Hanım da benim uzun gazetecilik yıllarımdan tanıdığım, sosyal ilişkilerde de her zaman iyiliğini gördüğüm bir insan. Her zaman onunla fikirlerim uyuşmaz ama kişisel olarak Nazlı hanım hakkında kötü bir şey söylemem de mümkün değil.
Hem Ahmet Altan hem Nazlı Ilıcak, başka pek çok yakın tanıdığım insan gibi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklandı ve yargılandı. Önce onlara “ağırlaştırılmış müebbet” yani eskinin idam cezası verildi.
Yargıtay bu cezayı bozdu. Yeniden yargılandılar ve bu kez Ahmet Altan 10 yıl 6 ay, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Yargıtay bu cezayı da fazla bularak bozdu. Şimdi yeniden, yani üçüncü kez yargılanmaları tamamlandı, bu kez Ahmet Altan’a 4 yıl 6 ay, Nazlı ılıcak’a 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi yerel mahkeme. Bakalım Yargıtay bu kez ne diyecek? Çünkü dosya bir kez daha Yargıtay’a gidecek.
Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın bu karmaşık yargı sürecinin merkezinde bazı kavramlar yatıyor. Bu kavramlardan biri “Terör örgütü üyeliği.” Bir başkası “Örgüte yardım.”
Türkiye, 2015 yılında Avrupa Birliği ile yapılan anlaşma sonrası geri kalan son 6 kriteri de yerine getirmiş olsaydı, bugün vize almak için konsoloslukların önünde Schengen kuyruklarında olmayacaktık.
O 10 yıldır Türkiye’nin bir türlü yerine getirmediği kriterlerden biri, “Terör örgütü üyeliği” kavramının netleştirilmesiydi. Türkiye bir türlü bu kavramı netleştirmeye yanaşmıyor.
Neden yanaşmadığını merak ediyorsanız Ahmet Altan Nazlı Ilıcak yargılaması güncel bir örnek olarak önümüzde duruyor.
‘Terör örgütü üyesi’ yaftasını istediğimiz kişiye rastgele yapıştırabilelim diye bilerek ve isteyerek biz bu tanımı muğlak, her niyete yenecek muz niteliğinde tutmaya devam ediyoruz.
Bu muğlaklık nedeniyle, eline silah almadığı, herhangi bir silahlı eylem kararının alınmasında katkısı olmadığı halde onbinlerce kişi hapiste bugün, bir o kadarı da yargılanıyor. İşte Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak sadece iki isim bu kalabalığın içinde. Gazetede yazı yazarak veya TV’de konuşarak ‘örgüt üyesi’ ya da ‘Örgüte yardımcı’ nasıl olunur ki?
O muğlaklığı gidermiş olsaydık, ne bunca insana bunca adaletsizliği yapacaktık ne de Schengen vizesi kuyruğuna girecektik.
İktidarın yaşamamızı tercih ettiği Türkiye maalesef hem adaletsizliklerin bol olduğu hem de Schengen vizesi için yalvar yakar duruma düşürüldüğümüz Türkiye.
