Herkes Haddini Bilsin yani!

Ben bazan, bazan değil çoğu zaman Serdar Turgut’u anlamakta zorlanıyorum. Hayır, yanlış anlaşılmasın, yazdıklarını anlıyorum elbette ama o yazdıklarını neden yazdığını anlamakta zorlanıyorum. 

Örneğin, – ardından mesela yazmamak için kendimi çok zor tutuyorum – o dildolu sanat dergisi yazısı. Bize neyi kanıtlamaya çalışıyor? Hepimizden ne kadar farklı olduğunu mu? Bizi entelektüelliği ve tuhaf meraklarıyla ezmeye çalışıyor. Ama biz – bazan ben bana çok dar geliyor, özellikle bu kadar aşağılandığımda – onun gibi nicelerini gördük. Örneğin Ertuğrul Özkök.

O da geçenlerde Oscar ödüllerini Jack Nicholson’a komşu bir evde izlediğini yazmıştı – sanki marifetmiş gibi. Gerçi ev yazmadı galiba, yanlış gazetecilik yapmış olmamak için editörüm İsmet Berkan’dan ne yazdığını kontrol etmesini isteyeceğim. Yıllarca Bild gazetesinin genel yayın yönetmeniyle kanka olduğunu yazıp bizleri ezmeye çalıştı. Alt tarafı bulvar gazetesi olan Bild’in. Ben de mesela Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Emre’yi tanıyorum. Dikkat ederseniz ona adıyla seslenebiliyorum. O kadar da yakınız yani. Ama ben bununla bir gün bile övünmedim. 

Neyse konu dışına çıkmayayım. Gerçi henüz konuya girmediğim için konu dışına da çıkmış sayılmam sanırım. 

Aklıma geldi, bir de Alper Hasanoğlu var. ‘Sevgili Günlük’ gibi ergen bir başlıkla zırva zırva şeyler yazıyor. Yok Arnavutköy’de bir kafede oturuyormuş her gün. Bebek’te başka bir pastaneden söz ediyor sonra, orada çay içiyormuş. Ne var bunda, herkes çay içiyor. Gazeteciliği böyle reklam için kullanan insanlara uyuz oluyorum. Eminim o kafede ona olsun olsun günde bir tane bedava kahve veriyorlardır. Değer mi yani gazetecilik onurunu ayaklar altına almaya. 

Bir de Berlin’e gidip duruyormuş da, orada insanlar daha uygarmış da, İstanbul’da boğuluyormuş da falan filan. Daha neler! Yahu, soğuk nevale ve şakadan anlamayan Almanları övüp durmak da neyin nesi! – Burada soru işareti mi koymam gerektiğini çok düşündüm ama ünlemde karar kıldım. Cümlenin ne anlama geldiğini ünlem sanki daha iyi anlatıyor gibi geldi. Bilemedim. Neyse, konuya döneyim ben. 

Konu da bugün sinir olduğum gazeteciler olsun bari. İsmet Berkan’a bu durumda ayrı bir yer açmam lazım. Geçenlerde, bildiğimiz Doppler ultrasonografisinin Doppler kısmının nerden geldiğini, sanki çok sıradan bir şeymiş gibi, güya mütevazı bir dille yazdı. Arada, hiç gereği yokken bilimle ilgili kimsenin bilmediğini düşündüğü alanlarda da yazar durur. Buldu beleş sayfaları, yazıyor da yazıyor işte. Kimsenin kontrol etmediğini sanıyor yazdıklarının doğruluğunu, yanlışlığını galiba. Oysa buradan onu uyarıyorum. Gözüm üstünde ey İsmet! Bütün yazdıklarını ChatGPT’ye soruyorum. Okurlarımız rahat uyusun yani.

Yorum gönder