Nietzsche 5: Nietzsche Wagner’le
1868 yılının belki de en önemli olayı, müziğine hayran olduğu Richard Wagner’le tanışması oldu. Leipzig’de şehrin köklü ailelerinden birinin evinde R i c h a r d W a g n e r ve onun daha sonra karısı olacak Cosima’yla tanıştırıldı. Ve ikisi, genç Nietzsche’yle orta yaşlara gelmiş olan Wagner, ortak noktalarından birinin Alman filozof Schopenhauer olduğunu fark ettiklerinde hemen ısındılar birbirlerine ve yakınlaştılar. Basel’de yaşamaya başladıktan sonra sık sık onları Luzern Tribschen’deki evlerinde ziyaret etti Nietzsche. Hatta Wagner’in en yakınlarından biri oldu. Wagner onu m ü r i d i olarak görüyor, Bayreuth Festival Binası’nın kuruluşu aşamasında onun desteğine çok güveniyordu. Oysa Nietzsche’nin onunla ilişkisi bambaşka bir düzlemde yürüyordu. Onun dürüstlüğü, coşkusu, naifliği suistimal edilmeğe çok açıktı ve onu hayatı boyunca en ağır bir şekilde suistimal eden kişi Wagner oldu – annesi ve kız kardeşini ve Lou Salomé’yi saymazsak. O en çok Wagner’e kızdı, en büyük hayal kırıklığını Lou ile yaşadı, annesi ve kız kardeşi annesi ve kız kardeşiydiler…
1869 yılında Basel Üniversitesi filoloji bölümünde bir kadronun boşalması sonrasında hocası Ritschl’ın ısrarla tavsiye etmesi üzerine klasik filoloji bölümüne p r o f e s ö r olarak davet edildi. Henüz 24 yaşındaydı, doktorasını bile bitirmemişti ve üniversite tarihindeki e n g e n ç profesör oydu. Üniversitedeki profesörlüğü dışında Münsterplatz’daki (Katedral Meydanı) lisede de öğretmenlik yapması istendi ve o da bu görevi kabul etti.
Geleneksel olarak göreve başlayan profesörler bir açılış konferansı veriyorlardı. Bu konferansta Nietzsche ‘Homeros ve Klasik Filoloji’ başlıklı bir konuşma yaptı.
Basel Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün de olduğu bina, Ren Nehri kıyısında,1860’lar. (Kişisel bir bilgi; Basel’de yaşadığım yıllarda oturduğum evin önlerinden çekilmiş bir fotoğraf bu – yaşadığım evin inşaat tarihi 1357, kapının üzerinde yazan tarih bu en azından…)
Nietzsche Basel’e yerleştikten sonra kendi isteğiyle Prusya vatandaşlığından çıktı ve İsviçre vatandaşı olmakla ilgili özel bir isteği de olmadığı için hayatının geri kalanında resmi olarak v a t a n s ı z kaldı. Buna rağmen Alman – Fransız Savaşı’nda kısa bir süre sağlıkçı olarak Alman tarafında görev yaptı. Oysa 1. Reich’ın kuruluşunu ve Otto von Bismarck’ın iktidarına oldukça şüpheyle yaklaşıyordu.
Nietzsche gerek Leipzig’de gerekse Basel’de, bütün sıkıntılı, ağrılı, acılı fiziksel rahatsızlıklarına rağmen, eğlenmeyi seven, fırsatını buldukça sosyal toplantılara katılan, oralarda da merkezde olmaktan hoşlanan, k o m i k , a l a y c ı bir gençti aynı zamanda. Ayrıca ne giydiğine önem veren, görünüşüne dikkat eden s n o b b i r a k a d e m i s y e n d i . Bıyıkları, fotoğraflarda poz verirken takındığı yüz ifadesi, giysilerine gösterdiği özen, arkadaş toplantılarındaki neşesi ve şakalarıyla, piyano yeteneğini kullanarak yaptığı şovlar hep görülmek istemesinin, onay ve takdir ihtiyacının bir sonucu değil mi?
1870 yılında, ruhsal yıkımına kadar sürecek olan bir dostluk başladı Nietzsche’yle a t e i s t t e o l o g Franz Overbeck arasında. Kendisinden yaşça büyük meslektaşı Jacob Burckhardt’la olan arkadaşlığı da önemliydi ama onunla ilişkisi daha mesafeliydi. Overbeck’le uzun süre aynı evi paylaştılar, akşam yemeklerini birlikte yediler, aynı kitapları okuyup tartıştılar, birlikte eğlendiler. Ta ki Nietzsche gittikçe ağırlaşan fiziksel sıkıntıları ve hastalıkları nedeniyle ayrı bir eve taşınana kadar. Overbeck’le birlikte çok eğleniyorlardı. O sıralarda birlikte oturdukları evin kapısının üzerine astıkları bir dörtlük yazmıştı Nietzsche:
Kendi evimde oturuyorum,
Hiçbir zaman öykünmedim hiç kimsenin hiçbir şeyine
Ve kendine usta diyenin yüzüne kahkahayla gülüyorum,
Gülmediyse eğer o bakıp da kendisine.
Kapı üstlerine evle ilgili kısa yazılar yazmak, evlere bir isim vermek âdeti vardı Basel’de ama böyle bir dörtlük yazmak sanırım yalnızca onların aklına gelirdi. Herkes çok daha ciddiydi – aslına bakarsanız bu dörtlükten d a h a c i d d i s i de büyük olasılıkla hiçbir evin kapısında yoktu.
1872 yılında Nietzsche ü s t a d ı Wagner’in de tesiriyle ilk büyük eserini yayınladı. D i e G e b u r t d e r T r a g ö d i e (Tragedyanın Doğuşu.). Bu kitap özellikle filoloji çevrelerinde büyük tepkiyle karşılandı, neredeyse reddedildi ve Nietzsche aforoz edilmenin eşiğine geldi. Hayal kırıklığına uğrayan ve eleştirilerde bulunanların arasında hamisi olan ve onu Basel’deki profesörlük kadrosu için öneren Ritschl da vardı. Nietzsche, eserinde Sokrates öncesi ve sonrası Yunan kültürünü değerlendiriyor ve Sokrates sonrası dönemde Yunan felsefesinin bir düşüş gösterdiğini iddia ediyordu. Çağdaş Alman kültürünün de Sokrates sonrası döneme benzeyen bir düşüş içinde olduğunu öne sürerek, Alman kültürüne Wagner ruhunun temas etmesi halinde bir düzelme görülebileceğini iddia etmişti.
Nietzsche filolojiden uzaklaşıp asıl ilgi alanı olan felsefeye kaymak istiyordu. Bu nedenle 1871 yılında Basel’deki felsefe kürsüsünün boşalmasını fırsat bilerek kendisi için başvuruda bulundu ama asıl eğitiminin felsefe olmaması nedeniyle reddedildi.
1873 – 1876 yılları arasında yayınladığı dört kitaptan oluşan U n z e i t g e m ä s s e B e t r a c h t u n g e n (Zamana Uygun Olmayan Düşünceler) de beklediği ilgiyi görmedi. Wagner’in çevresinde Malwida von Meysenbug ve Hans von Bulow’la tanıştı. Bu arada bir başka önemli bir karakter, psikolog, filozof P a u l R é e de hayatına girmişti ve onun etkisiyle Nietzsche ilk makale ve metinlerindeki Schopenhauerci k a r a m s a r l ı ğ ı n d a n da uzaklaşmaya başlamıştı.
1876 yılındaki ilk Bayreuth Müzik Festivali Nietzsche için tam bir hayal kırıklığıydı. Yeni bir kültür yaratılması konusunda öncü rolü oynayacağını umduğu Wagner’in müziği onda beklediği etkiyi yaratmamıştı ve Wagner’in bir y ı l d ı z e d â s ı y l a çevresindeki insanların ilgisinden aşırı memnun halleriyle sahip olduğu şöhretin tadını çıkarmaya yönelik davranış biçimleri onu derinden yaralamıştı. Wagner ş ö h r e t i n ş e h v e t i n e yenik düşmüştü. Ayrıca Hristiyanlığa sarılması da başka bir hayal kırıklığıydı Nietzsche için. Festival izleyicileri de müzikten daha çok kokteyllere kimlerin katıldığı, kimin kiminle geldiği ve kadınların kıyafetiyle ilgiliydiler ve Wagner’in sanatıyla zerre kadar alâkalı gözükmüyorlardı. Önemli olan orada b a ş g ö s t e r m e k t i ve zaten bu nedenle biletler de ciddi bir şekilde pahalıydı. Bütün bunlar Nietzsche’yi Wagner’den uzaklaştıran nedenlerin üstüne tuz biber ekti. Wagner’le olan ilişkisindeki b o y u n e ğ i c i tutumu tam bir karşı çıkışa dönüştü ardından, birdenbire olmasa da.
1878 yılında M e n s c h l i c h e s A l l z u m e n s c h l i c h e s ’ in (İnsanca Pek İnsanca) yayınlanmasından sonra Wagner’den ve Schopenhauer felsefesinden uzaklaşmış olduğu çok açık bir hale geldi. Bunun yanında ilk kitabında çok fazla saldırdığı Sokrates’e de daha yakın hissediyordu kendini. Wagnerci olmaya devam eden Deussen ve Rohde’yle olan yakınlığı da bütün bu değişimler yüzünden bozuldu. Nietzsche nedeni pek anlaşılamayacak bir şekilde birkaç e v l i l i k girişiminde de bulundu bu sıralarda ama bu girişimlerin hiçbiri nihayete ermedi. (Aslında sadece yalnız kalmak istemiyordu ve hayatında bir sürekliliğe ihtiyaç duyuyordu. Ama bu ihtiyacının kendisi bile farkında değildi. Kendisine felsefesi için bir yol arkadaşı istediğini sanıyordu)
Bunun dışında çocukluğundan bu yana yakasını bırakmayan baş ağrıları yoğunlaşmış, ağır migren krizlerine dönüşmüştü. Ayrıca mide şikayetleri artmış, zaten ağır olan miyopisi daha da ilerlemiş ve pratik olarak Nietzsche’yi neredeyse bir k ö r e dönüştürmüştü. Doktorların bir kısmı bu kadar yoğun okuma yazmanın kesin körlükle sonuçlanacağını söylemiş olmalarına rağmen, tahmin edilebileceği gibi yazmaktan vazgeçmek Nietzsche için düşünülemezdi bile. Bu rahatsızlıkları uzun hastalık izinleri almasına neden oluyordu. Sonunda e m e k l i o l m a k zorunda kaldı ve Basel Eyaleti ona ömür boyu sürecek bir malûlen emeklilik aylığı bağladı. Yıl 1879. Zaten Basel’de ders vermek, felsefe çalışmalarına yoğunlaşmasına engel olduğu için filoloji ve akademik çalışmalar giderek nefret ettiği bir uğraş haline gelmişti. Hatta bir ara şaka yollu b a s e l o f o b i d e n bahseder hale bile gelmişti.
Alman Kasımında
Güz bu: daha kalbini kıracak senin!
Uç git! uç git!
Güneş sürünüyor dağa
ve yükseliyor ve yükseliyor
ve dinleniyor her adımda.
Ne solgundu dünya böyle!
Yorgun, gergin iplerde söylüyor
Şarkısını rüzgâr.
Uçup gitti umut
O da şikayet ediyor işte ardından.
Güz bu: daha kalbini kıracak senin.
Uç git! uç git!
Oh meyvesi ağacın,
titriyorsun sen, düşüyor musun?
Hangi sır öğretti sana
Geceyi,
Buz gibi dehşetin yanağını,
Erguvanî yanağını kapladığını?
Susuyorsun sen, cevaplamıyor musun?
Kim konuşur ki bir daha?
Güz bu: daha kalbini kıracak senin.
Uç git! uç git!
“Güzel değilim ben”
-böyle diyor yıldız çiçeği
“Ama insanları severim ben
Ve avuturum insanları
Şimdi çiçekleri görmelisiniz daha
Eğilmelisiniz bana doğru
ah! ve kırmalısınız beni –
gözünüzde parıldayacak sonra
hatırası,
hatırası benden daha güzel olanın:
-görüyorum onu, görüyorum onu – ve ölüyorum böyle”
Güz bu: daha kalbini kıracak senin!
Uç git! uç git!



Yorum gönder