Nietzsche 3: Şair Fritz
Anne b i r i c i k oğlunu unutmadığı gibi, onu diğer çocukların yanında gururlanması için elinden geleni de yapıyordu aslında. Ama ah şu gözlükler! Bir türlü ulaşmadı Fritz’e. Yine de okuyabiliyordu anlaşılan…
Okul yıllarında ayrıca çok önemli bir keşifte de bulundu. Hölderlin’in şiirleriyle tanıştı ve onunla ilgili bir ödev yazdı. Hölderlin altmış yıl sonra Goethe’den sonra en büyük Alman şairi olarak kabul edilecekti ama o sırada henüz hemen hemen hiç tanınmıyordu. Ödevi değerlendiren öğretmeni, öğrencisine nazik bir şekilde, “daha sağlıklı, daha açık ve daha Alman şairlerle” ilgilenmesini öğütledi. Hölderlin de o sıralarda ciddi psikiyatrik sorunlarla boğuşuyordu.
Pforta’da hayatı boyunca sürecek iki dostluğun temelleri atıldı; Paul Deussen ve Carl Freihern von Gersdorff’la. Okuldaki akademik başarısı çok yüksekti, boş zamanlarında şiir yazıyor, beste yapıyordu. Antik Yunan kültürüyle de Schulpforte’de tanıştı ve buna paralel olarak ailesinin k ü ç ü k b u r j u v a – H r i s t i y a n dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Bu dönemde Friedrich kendinden daha büyük, bir zamanlar politik olarak da aktif olan şair E r n s t O o t l e p p ’ l e tanıştı. Şairin kişiliği babasız büyüyen Friedrich’i oldukça etkiledi. Hayatına giren erkek dostlarına, dönemin kültürel yapısı ve ilişkilerin yaşanış biçimi göz önünde bulundurulduğunda biraz da aykırı bir biçimde, duygusal olarak çok derinden bağlanıyor, kendisini onlara çok fazla açıyor ve sonuçta yaşadığı hayal kırıklığı da çok büyük oluyordu. Ayrıca dostluk kurduğu insanlar da büyük olasılıkla bu duygusal yoğunluğu, derinliği kaldıramıyor, Friedrich’in entelektüel zekâsının yüksekliği altında bir miktar eziliyorlardı da.
Pforta, 22 Eylül 1859
Sevgili anne!
Dünkü ziyaretimden sonra sana yine de yazmak zorundayım. Çünkü bir aksilik oldu ve siyah iyi pantolonum yırtıldı. Bizim sınav sonrası vahşi eğlencelerimizi biliyorsun. Sınav nedeniyle giydiğim pantolonum henüz üzerimdeydi, düştüm ve pantolonun dizi yırtıldı. Sana göndereyim istiyorum ama kutum olmadığı için gönderemiyorum. Pazar günü de büyük olasılıkla gelemeyeceğim. Bu yüzden sınıf partisine de katılamayacağım, çünkü spor pantolonumun dizinde kan lekesi var ve diğer eski siyah olan da yırtık. Yani acil pantolona ihtiyacım var!
Senin Fritz.
Nietzsche’nin erişkin hayatında yaşadığı sorunları düşününce bunlar ne kadar sıradan geliyor. Sanki Nietzsche hiç çocuk olmamış gibi düşünmek çok kolay ama o da işte on beş yaşında bir ergen olarak sınıf partisine dizi lekeli pantolonla katılmak istemiyordu işte, etkileyebileceği bir kız öğrenci de olmamasına rağmen. Erkek erkeğe bağrışıp çağrışacaklardı. Burada annesiyle ne olursa olsun iyi bir anne çocuk ilişkisi yaşadığını, güven duygusu geliştirebildiğini, süreklilik gösteren bir ilişkileri ve etkileşimleri olduğunu söyleyebiliriz.
Yurtsuz!
Taşırlar kaçak atlar
korkusuz ve tereddütsüz beni
uçsuz bucaksız diyarlar boyunca.
Ve kim görse tanır beni
ve kim tanırsa der bana
yurtsuz delikanlı.
Heidideldi!
Terketme beni hiç,
mutluluğum benim, sen aydınlık yıldız!
Kimse cesaret edemez
bana sormaya bunu
yurdumun nerede olduğunu.
Hiçbir zaman bağlanmadım
mekâna ve kaçak zamana
özgürüm kartal kadar.
Heidideldi!
Terketme beni hiç, mutluluğum benim, sen sevimli mayıs!
Ölecek olmam bir gün
öpmek zorunda olmam, kekre
ölümü, zor buna inanmam.
İnmem gerekecek mezara
ve bir daha içemeyeceğim asla
hayatın incecik köpüğünü?
Heidideldi!
Terketme beni hiç,
mutluluğum benim, sen renkli düş!
Pforta, 1858
Pforta, 16. Nisan 1863
Perşembe erken saatler.
Sevgili anne.
Bugün sana yazıyor olmam, hayatımda bugüne kadar yaptığım en rahatsız edici ve üzücü işlerden biri. Çünkü çok utandığım bir suç işledim ve senin beni affedip edemeyeceğini bilmiyorum. (…) Geçen pazar sarhoş oldum ve ne kadar içkiyi kaldırabileceğimi bilmiyor oluşumdan ve geçen öğle sonrası biraz canımın sıkkın olmuş olmasından başka bir özrüm yok bu durum için. Geri döndüğümde başöğretmen Kern tarafından enselendim ve beni hemen salı günü ruhanî meclise çıkardı ve derecemi düşürdüğü gibi pazar günkü geziyi bir saat eksik yapma cezası verdi. Ne kadar üzgün ve duygularımın altüst olduğunu tahmin edebilirsin ve bunun yanında, hayatımda şimdiye kadar hiç başıma gelmemiş bir şekilde, sana bu üzüntüyü bu kadar onursuz bir hikayeyle yaşattığım için de çok üzgünüm. Ve sonra vaizin bana olan güvenini boşa çıkardığım için de o kadar üzgünüm ki! (…) Kendime. O kadar kızgınım ki, yapmam gereken hiçbir şeyi yapamıyorum ve kendimi bir türlü sakinleştiremiyorum. Bana bir an önce ve çok sert yaz, çünkü bunu hak ettim ve benden başka hiç kimse, bunu ne kadar hak ettiğimi bilemez.
(…)
Bugün vaiz Kletschke’ye gideceğim ve onunla konuşacağım. – Lütfen, bu meseleyi gerekmedikçe başka kimseye anlatma, kimse bunu öğrensin istemiyorum.
Bu arada bana bir an önce şalımı gönder, hâlâ ses kısıklığım ve göğüs ağrılarım devam ediyor. Bir de bahsettiğim tarağı.
Şimdi, iyi yaşa lütfen ve bir an önce bana yaz ve bana o kadar kötü olma, sevgili anne.
Çok üzgün
Fritz.
19 yaşına gelmiş bir delikanlının içki içerken yakalandığı için bu kadar büyük bir u t a n ç içinde olması ve annesini hayal kırıklığına uğrattığıyla ilgili s u ç l u l u k d u y g u l a r ı içinde kıvranması o yıllar için bile hiç normal değil. Protestan ahlâkının içine işlemiş olan suçlu olduğuyla ilgili inanç, bir yandan c e z a l a n d ı r ı l m a s ı gerektiğini söylerken, diğer yandan annesinin kendisini a f f e t t i ğ i n i söylemesi onun için ne kadar önemli. Çok büyük olasılıkla birlikte içki içtiği ve birlikte yakalandığı arkadaşları bu durumu böyle yaşamadılar ve belki de kendileri bu durumu anne ya da babalarına böyle bir özür mektubuyla itiraf bile etmediler. 19 yaşında içki içtikleri için yakalanan erkek çocuklarına da diğer anne babaların gösterdiği tepki büyük olasılıkla bıyık altından gülümseyerek k ı z a r g i b i yapmalarıydı. Ama altı kadınla büyüyen Friedrich böyle bir durumun n o r m a l olabileceği hakkında en ufak bir fikre bile sahip değildi henüz. Hayat ona bu kadar yabancıydı işte; y a b a n c ı y d ı ve durmadan z o r l u k çıkarıyordu…



Yorum gönder